Hakkımızda
Gülsüme Oğuz Biyografi
Gülsüme Oğuz, sanat terapisi ile insan hakları aktivistliğini birleştiren bir seramik sanatçısı ve klinik psikologdur.
Çalışmaları; İstanbul Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans derecesine ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki Sanat Psikoterapisi eğitimine dayanmakta, psikolojik dayanıklılığı destekleyen klinik ve sanatsal bir köprü görevi görmektedir.
Uzun yıllar Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bünyesinde savaş ve işkence mağdurlarına yönelik terapi çalışmaları yürütmüş olan Oğuz, aynı zamanda Sanat Psikoterapileri Derneği’nin kurucu yönetim kurulu üyesidir.
Oğuz’un pratiği; 2014–2016 yılları arasında mülteci kamplarında, IŞİD saldırılarından kurtulan Ezidi ve Rojavalı sığınmacılara yönelik yürüttüğü saha deneyiminden derin izler taşır. Özellikle kadın ve çocukların iyileşmesine odaklanan bu süreç, ona travmanın somatik hafızasına dair eşsiz içgörüler kazandırmıştır. Silopi ve Viranşehir kamplarında, ağır post-travmatik disosiasyon yaşayan kadınlara destek vermiş ve kimsesiz kalmış çocuklar için sanat terapisi grupları düzenlemiştir.
2015–2016 yıllarında Diyarbakır/Fidanlık Kampı’nda Ezidi kadın ve genç kızlara psikoterapi desteği sunan Oğuz, ayrıca IŞİD esaretinden kurtarılan kadınların sınırda karşılanması sürecinde gönüllü olarak görev almıştır. Bu kapsamda işkence tanıklıklarının belgelenmesi, adli tıp muayenelerine destek verilmesi ve hayatta kalanların BM temsilcilerine güvenli geçişlerinin koordine edilmesi gibi kritik süreçlerde aktif rol oynamıştır.
Oğuz’un temel projesi olan Kahramanın Sonsuz Sürgünü, saha gözlemlerinden doğan ve seramik sürecini bir ‘somatik tanıklık’ aracına dönüştüren bir ‘göçmen sergi’ niteliğindedir. Eserlerinde savaşın yıkıcılığına karşı insanın onarım gücünü, yaşamın ve şefkatin sembolü olan ‘kadın göğsü’ metaforu üzerinden işler. Sanatçı, seramik formlar aracılığıyla travmanın parçaladığı yaşam ile yeniden inşa süreci arasında onarıcı bir bağ kurmayı hedefler.
SANATÇI BEYANI
İnsanlık tarihinin başlangıcında toprak ve insan bir bütündü. Tanrı, insanı topraktan yaratmıştı. İlk insanlar ise pişirdikleri topraktan, avuç içlerine sığan ikonalar üretip korkularını ve dileklerini bu formlara fısıldadılar. Sonra avuçlarını göğe açarak dualarına devam ettiler. Ancak modern dünya toprağı fayansın hammaddesine indirgerken, insanı da beton duvarlar arasına sıkıştırdı. Sanatsal pratiğim, modern hayatın bizi hapsettiği bu beton duvarlardan sıyrılıp toprağın özüne ve ilk fısıltılarımıza dönme çabasıdır.
Bir seramik sanatçısı ve klinik psikolog olarak toprağı, sadece bir hammadde değil, duyguların işlendiği ve şifalandığı bir alan olarak görüyorum. Dışavurumcu bir yönelimle farklı çamur türlerini elle şekillendirirken, formun kendi yolunu bulmasına izin veriyorum. Sır kullanımını minimal düzeyde bırakarak toprağın doğal, ham ve dürüst dokusunu ön plana çıkarıyorum. Isıl işlemi bitiriş olarak değil; şekillendirme sürecinin bir parçası olarak kullanıyorum.
Benim için seramik üretimi; yaralanmış olsa da içindeki yaratma gücünü kaybetmeyen ve yaşama değer katan insanın hikayesidir. Ürettiğim her form, tıpkı o ilk ikonalar gibi, insanın kendi özünden güç alarak kendini yeniden doğurabileceğine olan inancımı temsil eder.
Ödül ve Teşekkür Belgeleri
2018
Teşekkür Belgesi İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi
2018
Teşekkür Belgesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı
Sanat Psikoterapi ve Rehabilitasyon Programı
2025
Teşekkür Belgesi, Silopi Belediyesi, Şırnak
2025
Plaket, Silopi Belediyesi, Şırnak




