Ezidi kamplarında gönüllü psikolog olarak çalıştı, ağıdı seramiğe taşıdı

Ezidi kamplarında gönüllü psikolog olarak çalıştı, ağıdı seramiğe taşıdı

Gülsüme Oğuz: Etiketlenme kaygısı duymadan meme çalıştım; meme vicdandır, merhamettir

Candan Yıldız (solda) ve Gülsüme Oğuz

https://t24.com.tr/yazarlar/candan-yildiz/ezidi-kamplarinda-gonullu-psikolog-olarak-calisti-agidi-seramige-tasidi,52923

Candan Yıldız (solda) ve Gülsüme Oğuz

Sanat iyileştirir mi?

Belki evet, belki hayır.  

Ama iyiliği çoğaltmak iyileştirir.

Yüzü, kulağı, vicdanı etrafta olup bitene çevrili olanlar hatırlayacaktır. Orta Doğu’nun karanlık örgütü IŞİD’in tehcire zorladığı, katliamdan kurtulan Ezidiler Türkiye’ye geldi 2014 yılında. Diyarbakır, Mardin, Batman ve Şırnak’taki köylere, kamplara yerleştirildiler. İşte o dönemde kamplarda Ezidi kadın ve çocuklara psikolojik destek veren, onlarla 1 yıl birlikte yaşayan Gülsüme Oğuz; o dönemin ağıdını, biraz da iyileşmek için,  feminist bir perspektifle çamura, seramiğe taşıdı.

Gülsüme Oğuz (solda) ve serginin köratörü Tilbe Şendoğan

Psikolog olduğum için normalde insanlar bana öykülerini anlattıklarında kimseye anlatmayacağımdan emin olmak isterler. Ama Ezidiler anlatmaya başladıklarında ‘Bunu başkalarına anlat’ diyorlardı. Ve bu anlatma meselesi benim üzerimde hem bir miras hem bir yüktü. Ve bunu nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Çünkü çok ağır hikayelerdi. Sözle anlatmayı denedim, boğazım düğümleniyordu.”

İnsan ruhuyla hemhâl olmuş bir insanın çamurla da hemhâl olması, ‘elini kirletmenin’ iyileştiriciliği olsa gerek. Öyle de olmuş Gülsüme Oğuz için. Hiç bilmediği bir alana, seramiğe dalmış, geceli gündüzlü mütevazı atölyesinde çalışmaya başlamış.

Aynalı Geçit Galeri’deki sergi devam ediyor

“Seramikle bir buçuk yıl önce tanıştığımda sanatın diliyle anlatabilirim dedim. Ezidilerin ‘Sen onların dilini biliyorsun’ dediği şey sanat olabilirdi. Çünkü o dilden herkes anlayabilirdi. Ezidilerin kaldığı kampta anlattıkları aklımdan çıkmadı. Öyküler yazdım ama yetmedi. Kaldıramıyordum. Bilincim kapanıyordu ve bayılıp kalıyordum. Hem kendim için o yükü atmam gerekiyordu hem de ‘Bunları başkalarına anlat’ mirası verilmişti.”

Silopi’deki Ezidi kampına insanları ‘iyileştirmek’ için giden, kendisi ağıtla dönen Gülsüme Oğuz’un ‘tanıklık terapisi’, zulme uğrayanların acısını duymaktı bir anlamda. Anlatma, duyurma yükü ya da yükümlülüğü bir sergiye dönüştü.

İstanbul Beyoğlu’nda Aynalı Geçit Galerisi’nde ’Kahramanın Sonsuz Sürgünü’ isimli ilk kişisel sergisini açtı Gülsüme Oğuz. Serginin küratörlüğünü de Tilbe Şendoğan yaptı.

“Anneannem çamurdan tandır yapardı. Belki oradan gelen bir şey. Seramik kendimi doğuran bir şey oldu. Bir şeyler benden çıkmak değil, doğmak zorundaydı. Çamur dönüşen bir şey. Ve hiç kimseyi duymak istemedim, etiketlenme kaygısı duymadan meme çalıştım. Virane bir dükkan buldum. Kendi kısıtlı imkanlarımla orayı bir atölyeye çevirdim. Orayı çamurla doldurdum, sırlar aldım. Sabah atıyordum kendimi atölyeye, bakmışım akşam olmuş… Bir hafta dışında bir yıl boyunca her gün gittim atölyeme.”

Gülsüme Oğuz’un ’Kahramanın Sonsuz Sürgünü’ sergisinden

Kadın bir psikolog olarak memeye “sevginin, merhametin ve vicdanın kaynağı” anlamını yükleyen Gülsüme Oğuz, farklı formlardaki eserleri için şunları anlattı:

“Kadın bedeni üzerine tarihsel olarak düşündüğümde, kadın memesi insanlık dışı muamelelere maruz kalmış. Diğer yandan biz duygularımızı göğsümüzde hissediyoruz. Sarılırken oradan sarılıyoruz. Kahrolduğumuzda göğsümüzü yırtmak istiyoruz. Mutlu olduğumuzda göğsümüz dolup taşıyor. Bu kadar şey burada dururken meme yapmayıp da ne yapsaydım?”

Sergide çok farklı formlarda ve renklerde meme figürleri var. Özellikle ‘testere’ duygusu veren eser çok dikkat çekiciydi.

Gülsüme Oğuz’un ’Kahramanın Sonsuz Sürgünü’ sergisinden

“Erkekler biz kadınları ‘Gülsün, çiçeksin, narinsin’ diyerek sömürüyor. O nedenle bir eserimi testere gibi yaptım. Her biri farklı topraktan yapıldılar… Memelerin hepsi farklı dillerde… Hep aynı şeyi söylüyorlar: Biz çatışma istemiyoruz.”

Sergi bugüne kadar Ezidilerin kaldığı kampların güzergâhının izini sürdü. Son durak İstanbul oldu. Bundan sonraki hedef, Avrupa’ya göç eden Ezidilerle sergiyi buluşturmak.

Kadim bir halk olan Ezidiler giderken bize iyiliği hatırlamanın vesilesi oldular. Tabii Gülsüme Oğuz da… 

Leave a Reply

Your email address will not be published.